2017 yılında yapılan bir araştırma, THC‘nin genç ve yaşlı farelerde hafıza üzerindeki etkisini inceledi. Bulgular ve bunun gelecekteki araştırmalar için ne anlama gelebileceği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Bütün hastalıklar birbiriyle birleşir: Yaşlılık. – Ralph Waldo Emerson
Fareler üzerinde yakın zamanda yapılan bir araştırma, “Yaşlılığa Bağlı Hafıza Kaybı Esrar İçilerek Tersine Çevrilebilir” gibi dikkat çekici manşetlere yol açtı. Özellikle yaşlandıkça bilişsel gerilemenin yol açtığı tahribat göz önüne alındığında bu fikir oldukça caziptir: THC sizi sersemlemiş ve kafası karışmış bir halde bırakmak yerine, aslında yaşlı bireylerde bilişsel işlevin geri kazanılmasına yardımcı olabilir.
Araştırma, THC’nin genç ve yaşlı farelerde öğrenme ve hafızayı nasıl etkilediğine dair ilginç gözlemler yapsa da, sigara içmeyi (tüttürmeyi) veya kenevir tüketimini içermiyordu. Peki çalışma ne buldu, nasıl işledi ve gelecekteki insan araştırmaları için çıkarımları nelerdir?
Kannabinoidler ve Yaşlanma: Zaten Ne Biliyorduk?
Bu son araştırmaya başlarken üç temel şey biliyorduk. İlk olarak, genç fareler yaşlı farelere göre daha güçlü öğrenme ve hafıza yeteneklerine sahiptir, bunda şaşılacak bir şey yok. İkinci olarak, genç farelere THC vermek genellikle onların öğrenme ve hafıza testlerinde daha kötü performans göstermelerine neden olur. Üçüncü olarak, endokannabinoid sistem beyindeki yaşlanma sürecini etkiler ve beyindeki endokannabinoid seviyeleri yaşla birlikte azalır.
Son çalışmanın başyazarı Dr. Andras Bilkei-Gorzo, deneylerinin mantığını şöyle açıkladı:
Önceki çalışmalardan, azalan kannabinoid sinyallemesinin beyin yaşlanmasını hızlandırdığını öğrenmiştik. Kannabinoid sistem aktivitesini artırmanın, yaşlanmayla birlikte gelen normal bilişsel gerilemeyi yavaşlatıp yavaşlatmayacağını veya hatta tersine çevirip çeviremeyeceğini merak ettik.
Fikir nispeten basitti. Yaşa bağlı bilişsel eksiklikler en azından kısmen endokannabinoid sistemdeki eksikliklerden kaynaklanıyorsa, belki de THC gibi bitkisel bir kannabinoide maruz kalmak bunu telafi edebilirdi. Peki deneyleri nasıl işledi?
THC, Hafıza ve Yaşlanma Araştırması: Temel Bulgular ve Özet
Araştırma, genç ve yaşlı farelerde öğrenme ve hafızanın davranışsal ölçümlerini inceledi. Her yaş grubunda, bazı farelere 28 gün boyunca sabit, günlük dozda THC verilirken, diğerleri kontrol grubu olarak kullanıldı (onlara THC verilmedi). 28 günlük tedaviden sonra öğrenme ve hafıza yetenekleri değerlendirildi. Değerlendirme sırasında sistemlerinde THC yoktu. Asıl soru, kronik THC maruziyetinden sonra öğrenme ve hafızanın nasıl etkilendiğiydi.
Yaşlı farelerin kronik THC’ye genç farelere kıyasla farklı tepki verdiği ortaya çıktı. Yaşlı fareler, önceden 28 günlük bir THC tedavisi gördülerse, öğrenme ve hafıza testlerinde daha iyi performans gösterdiler. Kronik bir THC tedavisi gören yaşlı farelerin davranışları, THC tedavisi görmeyen genç farelerin davranışlarına benziyordu.
Ayrıca hipokampus adı verilen bir beyin bölgesinde bu davranışsal değişikliklere paralel moleküler değişiklikler de vardı. Temel olarak, THC alan yaşlı farelerin beyinleri, THC almayan genç farelerin beyinlerine daha çok benziyordu: hipokampustaki nöronlar arasında daha fazla bağlantı vardı. Bazı ilginç genomik değişiklikler de görüldü. THC ile tedavi edilen yaşlı farelerde, esneklik (plastisite) ve uzatılmış yaşam süresi ile ilişkili genlerin aktivitesi artarken, yaşa bağlı bilişsel bozuklukla ilişkili genlerin aktivitesi azaldı.

Şekil: Yaşlı farelerde kronik THC maruziyeti, beyindeki nöronlar arasındaki bağlantıların sayısını artırabilir. Beyin hücreleri genellikle “dikenler” (spines) adı verilen yapılara sahiptir. Her diken, iki beyin hücresi arasındaki tek bir bağlantıyı işaret eder. Genç farelere (solda) kıyasla, yaşlı farelerdeki (ortada) nöronlar daha az dikene sahip olma eğilimindedir. Kronik THC maruziyetinden sonra (sağda), yaşlı farelerin beyin hücreleri genellikle genç farelerinkine daha çok benzer; daha fazla dikene ve dolayısıyla diğer beyin hücreleriyle daha fazla bağlantıya sahiptirler.
Kenevir ve Yaşlanma: Endokannabinoid Sistemin Rolü
Yaşlandıkça, CB1 reseptör seviyelerindeki değişiklikler dahil olmak üzere endokannabinoid sistemimiz değişir. CB1, kenevirin klasik etkilerinin hissedilmesi için THC’nin aktive etmesi gereken reseptördür ve bu reseptör seviyeleri yaşlandıkça genellikle azalma eğilimindedir. Belki de yaşlı farelerde kronik THC maruziyeti, CB1 aktivasyonunu artırarak ve düşük genel CB1 reseptörü seviyelerini telafi ederek bilişsel işlevi geri kazandırdı. Genetiği değiştirilmiş fareler kullanan araştırmacılar, bu fikirle tutarlı kanıtlar buldular.

Şekil 2: CB1 reseptör seviyeleri yaşla birlikte düşer ve kronik THC maruziyeti yaşlı farelerde bunu telafi edebilir. Genç farelerle (sol üst) karşılaştırıldığında, yaşlı farelerin beyinlerinde daha az CB1 reseptörü bulunma eğilimi vardır (sağ üst). THC, CB1 reseptörlerini aktive ettiğinden, düşük dozlu THC’ye kronik maruziyet, endokannabinoid sistemdeki bu yaşa bağlı değişikliği telafi edebilir. Her kırmızı “V” bir CB1 reseptörünü temsil eder. Belirli bir zamanda, bazı CB1 reseptörleri kannabinoidler tarafından aktive edilirken (sarı çizgiler), diğerleri edilmeyebilir.
Bu çalışmadan çıkarılacak genel sonuç, THC gibi bitkisel kannabinoidlerin bireyler üzerinde yaşlarına bağlı olarak çok farklı etkilere sahip olabileceğidir. Bu farklılıklar muhtemelen endokannabinoid sistemdeki yaşa bağlı değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Kannabinoid seviyelerinin yükseltilmesi, bu yaşa bağlı değişikliklerin bazılarının telafi edilmesine yardımcı olabilir.
Bu sonuçlar, belirli yaş gruplarında yürütülen araştırmaların sonuçlarını genelleme konusunda dikkatli olmamızı hatırlatmalıdır. Vücudumuzun biyolojik olarak aktif bileşikleri işleme biçiminde önemli farklılıklar olduğundan, hayvan deneylerinin sonuçlarını insanlara genellemekten de çekinmeliyiz.
Çalışmanın Uyarısı: Fareler ve İnsanlar Bileşikleri Farklı Şekilde Metabolize Eder
Araştırmanın başlığı şuydu: “Kronik, düşük dozda THC yaşlı farelerde bilişsel işlevi geri kazandırıyor.” Peki farelerin aldığı “düşük doz” ne kadar düşüktü?
Bu çalışmada, farelere öğrenme ve hafıza değerlendirmelerinden önce art arda 28 gün boyunca vücut ağırlığı başına günlük 3 miligram (mg/kg) THC verildi. Yaklaşık 68 kiloluk bir insan için bu, yaklaşık 204 miligram THC’ye eşdeğerdir. Gün boyunca eşit olarak dağıtıldığında, bu her saat yaklaşık 8,5 mg THC anlamına gelir. Yasal bir yetişkin kullanım eyaletinde standart bir THC yenilebilir ürünü 10 mg’dır, bu nedenle bu farelerin aldığı doz, tam bir ay boyunca her günün her saati bir yenilebilir ürün almaya benzer.
Bu, bir insan için düşük bir doz olmaktan çok uzak olsa da, fareler için durum farklıdır. Dr. Bilkei-Gorzo durumu şöyle açıkladı:
İnsanlar psikoaktif maddelere kemirgenlerden çok daha duyarlıdır. Anksiyete ve depresyon karşıtı ilaçların etkili dozları, kemirgenlerde insan hastalara kıyasla yaklaşık 100 kat daha yüksektir. Aynı şey THC için de geçerlidir. Kemirgenlerde insanlarla karşılaştırılabilir etkiler görmek için daha yüksek bir doza ihtiyaç vardır.
Kemirgenler ve insanlar bitkisel kannabinoidleri, farmasötikleri ve diğer bileşikleri farklı oranlarda ve bazen çok farklı şekillerde metabolize ederler. Hayvan çalışmalarının insanlara nasıl uyarlanacağı konusunda hemen bir sonuca varırken dikkatli olmamız gerekmesinin büyük bir nedeni de budur.
Çalışmanın Uyarısı: Kenevir Tüketilmedi, Saf THC Verildi
Bu çalışmadaki farelere, derilerinin altına cerrahi olarak yerleştirilen küçük cihazlar aracılığıyla saf THC verildi. Bu, THC’nin sabit bir hızda doğrudan verilmesini sağladı. Fareler dumanı içlerine çekmiyor veya normal insan tüketim yöntemlerine benzer şekilde kenevir ürünleri tüketmiyorlardı. Kenevir tüketiminin yaşlı insanlarda öğrenme ve hafızayı nasıl etkileyeceğini düşünürken temkinli olmamızın bir başka nedeni de budur.
Gelecekteki Araştırmalar İçin Sorular
Bu uyarılara rağmen, araştırmanın sonuçları ilgi çekici ve THC gibi bitkisel kannabinoidlerin bireyin yaşına göre nasıl çok farklı etkilere sahip olabileceğini göstermektedir. Bunlar muhtemelen endokannabinoid sistemde zamanla doğal olarak ortaya çıkan, yaşa bağlı değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Bu durum, insanlarda araştırılmaya değer bazı önemli sorulara işaret etmektedir.
İlk soru, bir insan klinik deneyinde benzer sonuçların görülüp görülmeyeceğidir. Eğer öyleyse, bu sonuçlar geleneksel yöntemlerle kenevir ürünlerinin tüketilmesinden sonra mı görülecektir, yoksa yaşlı bireylerin saf THC alması mı gerekecektir?
Neyse ki, bu hayvan deneyini yürüten araştırmacılar, hafif bilişsel bozukluğu olan yaşlı yetişkinlerde THC’nin etkilerini araştırmak için deneyler tasarlıyorlar. Dr. Bilkei-Gorzo, “Araştırma tasarımının daha en başındayız,” diye açıkladı:
En iyi senaryoda klinik çalışmalar 2017’nin sonlarında veya 2018’in başlarında başlayacak. İnsan deneylerinde büyük olasılıkla THC kullanılacaktır. Bu, THC’yi hassas bir şekilde dozlamamızı ve insan sonuçlarını hayvan çalışmaları ile karşılaştırmamızı sağlayacaktır.
İnsan çalışmalarında sıklıkla saf kannabinoid özleri kullanılsa da, hastaların tam bitki kenevirine farklı tepki vermesinin geçerli nedenleri vardır.
Kenevir ile saf THC arasında belirgin farklılıklar vardır. Kenevirin hastalar tarafından daha iyi tolere edilme avantajı vardır, ancak saf THC hassas bir şekilde dozlanabilir.
Tıbbi Kenevir Araştırmalarının Geleceği: Hangi Ülkeler Öncülük Edecek?
En son araştırmaların nerede yapıldığını da belirtmekte fayda var. Bu son araştırma, İsrail’deki İbrani Üniversitesi’ndeki bilim insanlarıyla işbirliği içinde Almanya’daki Bonn Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yürütülmüştür. İsrail kendini halihazırda tıbbi kenevir araştırmalarının başkenti olarak kabul ettirmişken, Almanya ve Kanada sırasıyla tıbbi ve yetişkinlere yönelik kenevir yasalarının federal düzeyde yasallaşması konusunda ilerleme kaydetmektedir.
Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki federal yasak, tıbbi kenevir araştırmalarının olabildiğince yavaş ilerlemesi anlamına geliyor. Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) gibi devlet araştırma kurumlarının bütçelerinde büyük kesintiler yapılması ihtimali belirirken, İsrail, Almanya ve Kanada gibi ülkeler kendilerini dünyanın tıbbi kenevir araştırmaları liderleri olarak sağlamlaştırabilir ve faydalarından ilk yararlananlar olabilirler.
